1 Mart 2014 Cumartesi

MEVAHİBİ LEDÜNNİYYE

-İMAM KASTALANİ'NİN (RA) MEŞHUR ESERİ-

     MEVAHIBU'L-LEDUNNİYYE

Ahmed b. Muhammed el-Kastalânî'nin (ö. 923/1517) Pcygamberimiz'în hayatı ve şahsiyetine dair eseri.

Klasik siyer kaynaklarında iki ayrı metot takip edildiği bilinmektedir. Bunlardan birincisinde Resûl-i Ekrem'in hayatı doğumundan vefatına kadarki gelişmeleriyle ve tarih sırasına göre ele alınır; İbn İshak'ın İbn Hişâm yoluyla gelen Sîre'si ile kronolojik esasa göre tarihî olayları inceleyen tarihçilerden meselâ Taberî'nin Tâ-rîh'i buna örnek olarak gösterilebilir. İkinci metotta Resûlullah'ın huyu ve tavırları (şemail), peygamberliğini kanıtlayan özel halleri ve mucizeleri (delâil), kendine has nitelikleri (hasâis) ve ahlâkı gibi konulara ağırlık verilir; bunun en meşhur Örneği de Kâdî İyâz'ın eş-Şifâ' adlı eseridir. Kastalânî ise bu iki metodu birleştirerek kendisini büyük şöhrete ulaştıran el-Mevâhi-bü'1-ledünniyye bi'1-minahi'l-Muhammediyye'yi telif etmiştir.

Kastalâni’nin hac için gittiği Mekke'de. Muharrem 898'de [15] başlayıp yirmi ay sonra 15 Şaban 899 günü [16] tamamladığı el-Mevûhibi ledünniyye "maksad" adı verilen çeşitli alt başlıklara ayrılmış on ana bölümden oluşmaktadır.
·       Birinci bölümde Hz. Peygamber'in doğumundan vefatına kadar gelişen olaylar kronolojik sırayla ele alınır.
·        İkinci bölüm Resûl-i Ekrem'in isimleri, çocukları, eşleri, akrabaları, hizmetçileri, kumandanları, elçileri, kâtipleri, mektupları, müezzinleri, hatipleri, şairleri, savaş aletleri ve hayvanları ile kendisine gelen heyet ve elçiler hakkındadır.
·       Üçüncü bölümde yaratılış ve ahlâkındaki yüceliklerden, yeme içme ve giyim kuşamından,
·       Dördüncü bölümde mucizeleri ve kendine has nitelikleriyle ümmetinin Özelliklerinden,
·       Beşinci bölümde isrâ ve mi'rac mucizelerinden,
·       Altıncı bölümde yüksek şahsiyetine dair âyetlerden,
·       Yedinci Bölümde ona sevgi beslemenin ve sünnetine sarılmanın gerekliliğinden,
·       Sekizinci bölümde tibb-ı nebevî ile yaptığı rüya tabirlerinden ve geleceğe yönelik olarak verdiği haberlerden,
·       Dokuzuncu bölümde ibadet hayatından,

·       Onuncu bölümde vefatından, kabriyle mescidini ziyaret âdabından ve onun âhi-retteki yüce mevkiinden bahsedilir. Eser birçok defa basılmış Beyrut müftüsü Yûsuf b. ismail en-Nebhânî tarafından Envâ-rü'I-Muhammediyye mine'l-Mevâhi-bi'I-ledünniyye adıyla ihtisar edilmiştir.[18]

Süyûtî, el-Mevâhibü'1-ledünniyye-nin kendisinin el-Hasâişü'l-kübrâ adlı eserinden intihal edildiğini ileri sürmüş, bundan ve konunun büyük tartışmalara yol açmasından etkilenen Kastallânî bizzat Süyûtî ile görüşerek eserinin intihal olmadığını ona kanıtlamıştır. el-Mevâ-hîbü'l-ledünniyye güzel bir tasnife, sade bir üslûba ve siyer-i nebiye dair muhtevalı bir çeşitliliğe sahip olduğu için İslâm dünyasında şöhret yapmıştır.
***Eser Osmanlı dünyasında da sevilerek okunmuş, özellikle şair Bakînin Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa'nın teşvikiyle akıcı bir üslûpla yaptığı çeviri Türk halkı arasında onun daha çok ilgi çekmesini sağlamıştır. Bakî, yazdığı mukaddimede kitabın büyük şöhretinden bahsettikten sonra konuların anlatılış tarzını cennet bahçelerinde gezinmeye benzetir ve aslı Arapça olduğu için onu herkesin okuyamadığını belirterek "bu ay çehrelinin önündeki perdeyi kaldırıp" aydınlığından çok kişiyi yararlandırmak istediğini söyler. Bakî eseri sadece tercüme etmemiş, içinde geçen âyetlerin tefsirini, hadislerin tahkikini ve diğer rivayetlerin yer yer tenkidini yapmış, bu arada Kastallânî"nin Şafiî olduğu için kaydettiği kendi mezhebine ait meselelere Hanefî meselelerini de eklemiştir. Böylece yüzden fazla kay*nağa müracaat edilerek genişletilen eser hem hacim bakımından büyümüş hem de ilmî açıdan değer kazanmıştır. Bâki-nin Meâlimü'l-yakin üsîreti seyyidi'l-mürselîn adını verdiği bu çalışmanın pek çok yazma nüshası bulunmaktadır..


KİTAPLARIM

İŞTE KÜTÜPHANEMİN EN YENİ KİTAPLARI

1.İmamı Kastalani - Mevahibi ledünniyye
2.Seyyid Şerif Cürcani - Kitabüt-Ta'rifat

Her ikisini de http://www.faziletkitap.com adresinden bulabilirsiniz.
Üstelik Mevahibi Ledünniyye piyasa fiyatının % 70 daha altında. Bu fırsatı kaçırmamalarını herkese tavsiye ederiz.
***
İmam Kastalani’nin Mevâhib-i Ledüniyyesi hakkında büyük alim Yusuf Nebhani merhum diyor ki;
Peygamber Efendimiz’in siretinden, hayatından, harblerinden ve sair hallerinden bahseden kitapların en faziletlisi Mevâhib-i Ledüniyedir bu mevzuda yazılan kitapların en makbulüdür.
Bu kitabın şair baki merhum tarafından Türkçeye tercümesi sadeleştirilerek basılmıştı
r. 

28 Şubat 2014 Cuma

FİTNE

Hasan-ı Basrî Buyuruyor Ki: 
'' Alim, fitneyi gelirken ; cahil, giderken farkeder.''


Biz hep ne dedik......

27 Şubat 2014 Perşembe

SULTANIN NİYETİ

Nuşirevan demişken;
Adil bir hükümdar olan Nuşirevan, bir gün ava çıkar. Av peşinde iken, muhafızlardan ayrı düşer. Susayan hükümdar, yakınında bir köy görüp oraya gider. Bir evin kapısının önünde durup, içmek için su ister. Evden bir çocuk çıkar.
        Kendisini gördüğünde eve süratle geri döner ve bir şeker kamışı parçasını sıkıp, suya karıştırır, bir bardakla onu hükümdara sunar. Hükümdar kadehe bakar ki, içinde toprak ve toz bulunur. Yavaş yavaş suyu içer. Sonuna vardığında:
    - "Güzel ve tatlı su. İçinde toz toprak bulunmasaydı" der. Kız çocuğu:
    - "Ona toz, toprağı ben kasden koydum" der. Hükümdar:
    - "Niçin böyle yaptın?" diye sorunca, çocuk:
    - "Seni çok susamış gördüğümden, suyu birden içersin de sana zarar verir diye korktum" der.
    Nuşirevan kızın zeka ve anlayışından dolayı taaccüp ederek:
    - "Suya kaç şeker kamışı sıktın?" diye sordu. Çocuk:
    - "Bir tane sıktım" diye cevap verdi.
    Nuşirevan buna da çok taaccüp etti. Sonra sarayına döndüğünde, o yerin vergi kayıtlarını istedi. Kontrol sonucu, vergisinin az olduğunu gördü. Kendi kendine oranın vergisinin artırılması cihetine gidilmesine karar verdi.
    Bir müddet sonra o yere yalnız başına gitti. Aynı kapının önünde durup, içmek için su istedi. Kapıyı yine aynı kız çocuğu çıktı. Kendisini tanıdı. Süratle ona su getirmek için eve girdi. Fakat bu sefer suyu getirmekte geç kaldı. Hükümdarın yanına çıktığı vakit kendisine:
    "Geç kaldın" dedi. Çocuk:
    - "Senin ihtiyacın bir kamış parçasından çıkmadı. Üç kamış parçasını sıkmak zorunda kaldım" diye cevap verdi.
    "Bunun sebebi nedir?" diyen hükümdara çocuk şöyle cevap verdi:
    - "Sultanın niyetinin bozulmasıdır. Biz işitmişiz ki, Sultanım, kavmi üzerindeki niyeti değiştiği zaman, mahsullerininin bereketi gider ve hayırları azalır."
    Bunu işiten Nuşirevan güler ve içinde beslediği vergiye zam hususundaki kararından vazgeçer.

NUŞİREVAN VE BAYKUŞ


 Saltanatın ilk yıllarında böyle halına zulmeden, ve onları adeta inim inim inleten Nuşirevan, maiyeti ile beraber bir gün ava çıkmıştı. Yanında gayet zeki ve halkın durumuna içten içe üzülen veziri de vardı. Bir süre avlandıktan sonra bir ara veziri ile beraber diğer adamlarını yanından ayrılarak bir suyun başına vardı. Atından indi. Orada bir müddet istirahata çekildi. Onlar orada istirahat ederlerken iki tane baykuş gelip yakınlarına bir yere konarak ötmeye başladılar. Öylesine ötüyorlardı ki ister istemez Nuşirevan’ın dikkatini çekti. Baykuşların bu nameleri hoşuna gidince vezirine seslendi.
           Ey vezirim! Şu kuşların dilinden anlıyor olsaydık ta konuştuklarını bilseydik. Kim bilir neler konuşuyorlardır. Zeki vezire halkı içinde bulunduğu durumu anlatabilmek için bir fırsat doğmuştu. Nuşirevan’a dedi ki:
           -Sultanım! Ben bu kuşların ne dediklerini biliyorum. Eğer müsaadeniz olursa ve beni bağışlarsanız bu kuşların aralarında neler konuştuklarını anladığım kadarıyla size bildireyim.
           Nuşirevan hayretle; “Peki anlat bakalım, gazabımdan emin olabilirsin.”
            Bunun üzer,ne vezir; “bu kuşlardan bir tanesi diğerinin kızını oğluna istiyor. Öbürü ise işi biraz naza çekerek, senin oğluna kızımı veririm fakat başlık parası olarak bir harabe isterim diyor. Bu öyle diyince kızı oğluna isteyen gayet memnun bir şekilde başımızda Nuşirevan gibi bir hükümdar varken ben sana bir değil on tane bile harabe veririm. Yeter ki sen kızını oğluma ver, diyor. İşte sultanım kuşların konuştuklarından benim anlayabildiğim bundan ibaret.
           Vezirin böyle söylemesi üzerine Nuşirevan hiçbir şey demedi. Ama vezirin ne demek istediğini çok iyi anladı. Memleketin ve halkın şu anda içinde bulunduğu durumu veziri ince bile üslupla nasıl da anlatmıştı. Saraya döndüklerinde bu durumu inceden inceye bütün detaylarıyla düşündü. Gerçekten de veziri doğru söylüyordu. O andan itibaren hal ve ahvalini değiştirdi. Halkını gözeten, onlara destek olan, son derce ad,l bir hükümdar oldu. Ölünceye dek yıllarca halkını adaletle yönetti. Ve gün geldi her fani gibi, oda ölüm döşeğine yattı. Son derece hastaydı. Etrafında çocukları, sevenleri çaresizlik içinde bekliyorlardı. Hekimler bir türlü onu iyileştirememişlerdi. Nuşirevan onlara dedi ki evlatlarım benim hastalığıma ancak harabede yaşayan baykuş eti iyi gelir. Hemen bana ondan bulun getirin de ondan yiyip şifa bulayım.
              Çocukları sevinçle bundan kolay ne var diyerek harabede yaşayan baykuş eti bulmak için çıktılar. Fakat durum umdukları gibi olmamıştı. Geri döndüklerinde son derece üzüntülüydüler. Babacığım memleketin her tarafını gezdik, dolaştık. Ne kadar aradıksa maalesef ne bir harabe bulabildik, ne de orada yaşayan bir baykuş bulamadık dediler. Tabi Nuşirevan bunu duyunca çok sevindi. İlk önce harabeden geçilmeyen memleketinde demek ki şimdi her yer müreffeh bir hale gelmiş, hiç harabe kalmamış.
             Nuşirevan öldüğünde tabutu tüm memleketi dolaştırılarak kimin hakkı varsa alsın diye tellal bağırtılmış olmasına rağmen, bir kimse çıkıp ta benim ondan şöyle bir alacağım vardı dememiştir. Bir memleketin idarecisi müşrik bile olsa, şayet adil ise o memleket ayakta kalır. Fakat idareci müslüman da olsa şayet adil değilse, halkına zulmediyorsa o memleket ayakta kalamaz. 

NUŞİREVAN


 Nuşirevan 49 sene Sasani devletinin başında bulunmuş, hükümdarlığında hiç kimsenin zulmen ve cebren bir şeyini almamıştır. Adaletiyle ve doğruluğuyla meşhur olmuştur. Nuşirevan müslüman değildi. Peygamber Efendimiz’in, müslüman olmadan ölmesine üzüldüğü bir kimseydi. 
         Adaletiyle şöhret bulmuş ve tarihe adil hükümdar olarak geçmiş olan İran Nuşirevan tahta çıktığı ilk yıllarda halkına karşı son derece zalimane bir tutum içindeymiş. Öylesine gaddar ve insafsızca bir yönetim göstermiş ki, halkı adeta canından bezdirmiş. Üstelik zevk-ü sefasına düşkün olup, korkunç harcamalar ve aşırı israf içinde sürdürdüğü saltanatla halkından tamamen kopmuş, en ufak bir ses çıkaran olursa cezalandırılmış....

26 Şubat 2014 Çarşamba

KAHVALTI

Bu kahvaltı masasını görünce hepimizin iştahı kabarır, canımız gider keşke bu sofrada olsak deriz...

Ancak böyle bir sofranın başında iken bu sofradan daha güzel olanı; bu sofrada olan  büyüklerle mülakat, onların ilim, irfan ve tecrübelerinden faidelenmek ve büyüklerin halleriyle hallenme fırsatı elde edebilmektir.

Bu günkü kahvaltı tam olarak da böyleydi. Aslında şunu da söylemek lazımdır ki; büyüklere kulak vermekten kahvaltı yapamadık desek yeridir.

Çünkü buyurulmuştur ki: ''inde zikrisaalihin tetenezzelürrahmetü''
''BÜYÜKLERİN ZİKREDİLDİĞİ- ANILDIĞI YERE RAHMET İNER''

Manevi nimetlerin olduğu yerde maddi nimetler sadece bedene bir yük ve ibadete engeldir.
Mevlam hepimizi rahmet yağmurlarıyla sulasın...