9 Haziran 2014 Pazartesi

ALİ EMİRİ EFENDİ

Ali Emîrî (d.1857Diyarbakır-ö.1924 İstanbul), araştırmacı ve Tezkire yazarı.[1] Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati't-Türk isimli eserini Türk kültür hayatına kazandıran kişi. Millet kütüphanesinin kurucusu.
1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emîrî, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı. Ali Emîrî, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadir-ül Asar isimli eserdeki dört bin beyiti ezberledi. Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul oldu. Yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.
Ali Emîrî kitap okumaya meraklıydı. Gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı’na ait birçok kitabı okuyup ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor:"Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum."[2]
Dükkâna bir müşteri girdiğinde, “Mal orada. Fiyatı da şudur. Alacaksanız indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin” diye sesleniyordu. Bunun üzerine müşteri de mal almadan gidiyordu. Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar verdiğini görünce, onu dükkândan uzaklaştırmak zorunda kaldı.[3]
Çalışma hayatı memuriyette geçti. Kâtip, maliye müfettişi ve defterdar olarak Diyarbakır, SelanikAdana, Leskovik, Kırşehir, Trablusşam,ElazığErzurumYanyaİşkodraHalep ve Yemen’de otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu. 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.
Emekliye ayrıldıktan sonra Ali Emîrî, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesi'ne gidiyor, dostları ile sohbet ediyordu. Onun bu sohbetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: "Dostları dediğim, öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi, kalem erbabları. Sohbet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emîrî’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar. Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası ondan bir anlamda ders alıyorlardı." [4]

Dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati't-Türk isimli eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Ali Emîrî Efendi, Abbasi halifesine sunulmak üzere Bağdat’ta 1072-1074 yıllarında Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan bu eseri, sahaflarda Divânu Lügati't-Türk olduğu bilinmeden satılırken fark etmiş ve satın alarak Türk kültür hayatına kazandırmıştır.
Ali Emîrî Efendi sahaf Burhan’dan eseri 33 liraya satın aldı. Ancak ne sahafın, ne de eseri satanın onun Divânu Lügati't-Türk olduğundan haberleri yoktu. Eğer bunun farkına varmış olsalardı çok daha büyük meblağlara satacakları kesindi. Daha kötüsü bu eser kitap avcılarının eline geçmiş olsaydı anında yurt dışına kaçırıp karşılığında bir servet elde etmeleri mümkündü.
Ali Emîrî Efendi kitabı satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: "Bu kitabı aldım; eve geldim. Yemeği içmeği unuttum… Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem."
Ali Emîrî Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emîrî Efendi’nin Divan-ı Lugat it Türk bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emîrî Efendi onları kitaba yanaştırmamıştı; kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye gösteriyordu.
Ali Emîrî Efendi satın aldığında kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş, formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmıştı ve numaraları da yoktu. Bu sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emîrî Efendi, bunun tesipitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay müddetle kitabı üç kere okudu. Sonunda eserin tam olduğu belli olmuştu. Kilisli Rıfat Efendi, karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Ali Emîrî Efendi bu hizmeti karşılığında Kilisli Rıfat Efendi’ye bir evini hediye etmek istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rıfat Efendi, eğer illa kendisine bir mükâfat verecekse, kitabı yayınlamasının yeterli olacağını söyledi.


GÜNLERDEN PAZARTESİ

PAZARTESİ SENDROMU DEDİKLERİ ŞEY

Peygamberimiz’in (S.a.v) hayatındaki birçok güzel olay bu günde yaşanmıştı. Pazartesinin bu yönünü biliyor musunuz?..
‘Pazartesi sendromu’ adıyla zamana karşı kötümser bir yaklaşım sergilenir. Kimilerine göre yoğun bir iş temposu anlamına da gelen pazartesi, takvimden silinecek kadar kötüdür. Ama bizim inancımızda pazartesinin ayrı bir öne
mi vardır. Peygamberimiz’in (sas) hayatındaki birçok güzel olay bu günde yaşanmıştır. Halk diliyle günahını aldığımız pazartesi, İslâm’da birçok gelişmeyle kaderdenktir.

Günümüzde birey, sanayileşme ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmesi karşısında zamanla yarışa koyularak manadan soyutlanmış mekanik bir varlığa dönüşmüştür. Bu amansız yarışta insanın kendi varlığını ispatlayabilmesi ve kendini tatmin etmesi için üretken değil, tüketen bir varlık olması sürekli empoze edilmektedir. Böylece insan daha fazla tüketmek için daha fazla çalışmakta ve kendini sonu gelmeyen kısır bir döngüden kurtaramamaktadır. Bu hayat tarzı birçok maddi ve manevi problemin yanında ‘pazartesi sendromu’ olarak da isimlendirilen zamana karşı kötümser bir yaklaşımın da doğmasına neden olmuştur. Pazartesi, amansız bir çalışma maratonunu hatırlattığı ve başlattığı için istenmeyen bir zaman dilimi halini almıştır.

Bizim dünyamızda ise zaman kıymetini; mekân kutsiyetini, Yaradan’ın ve O’nun elçisinin bunlara verdiği önemin yanında ulviyet boyutlu, insanlığın kaderini derinden etkileyen olayların kendilerinde gerçekleşmesiyle kazanır. Evrende her nesne Allah’ın bir sanatıdır ve bizler, yaratılanın Yaradan’dan ötürü hoş görüldüğü bir medeniyetin çocuklarıyız. Bu açıdan varlık, bizim için hikmet ve hayır yumağı olarak karşımızda bütün ihtişamıyla endam eder. Buna karşın toplumumuzda bazı canlı ve varlıkların uğursuzluk getirdiğine dair inançlar da vardır. Allah’ın insanlar için tayin ettiği zaman dilimlerinden bir parça olan pazartesi de bu anlayıştan hissesini almıştır. Burada birey, işyerindeki sorunlara ve çalışmaya karşı olan tepkisini zamana yansıtır.

Kur’ân-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in sözlerinde çalışma ve kazancı alın teriyle elde etme önemle vurgulanmıştır. Pazartesiye, ailemize helal lokma götürmenin ve üreten bir insan olmanın ilk günü olarak bakabiliriz. Bunun yanında Peygamberimiz’in hayatında önemli gelişmeler ve birçok güzel olay pazartesi gününde olduğundan bizim için pazartesi, hangi hayırları ve güzellikleri getireceği daha pazar gününden beklenen bir gün olabilir. Halk diliyle günahını aldığımız pazartesi, İslâm’da birçok gelişmeyle kaderdenktir.

Pazartesinin faziletleri ve getirdiği güzellikler

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (S.a.v ) bu günde dünyayı şereflendirmiştir. Hz. Peygamber ( S.a.v ) bu konuda, “Bugün benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim yahut bana vahiy indirildiği gündür.” buyurmuştur. (Müslim, Sıyâm) Hz. Peygamber’in, risâlet öncesi Hace- ru’l-Esved’in yerine konulmasındaki problemi çözerek muhtemel çatışmayı önlediği gün pazartesidir.

(Muhammed Hamidullah, Hicri Takvim ve Tarihi Arka Plan, UÜİFD, IX; Mehmet Apaydın, Rasûlullah’ın Günlüğü) Pazartesi, bizim de problemleri çözeceğimiz ve hayır elçisi olacağımız bir zaman dilimi şeklinde kabul edilebilir.

Hz. Peygamber’e ilk vahyin indirildiği ve risâlet vazifesinin verildiği gün pazartesidir. Hz. Peygamber (sas), “Kur’ân-ı Kerim bana pazartesi gününde indirildi.” buyurmuştur. (Tirmizi, Menâkıb) Biz de pazartesiye, alacağımız sorumlulukların gereğini hatırlatan hayırhah bir dost olarak bakabiliriz.

Hz. Peygamber’in (S.a.v ) irtihali pazartesi günüdür. (Buharî, Ezan) Pazartesi, Efendiler Efendisi’ne göndereceğimiz bir duanın veya sevabını hediye edeceğimiz Kur’ân’ın okunacağı bir zaman olamaz mı?

Pazartesi, yolculuk, ticaret ve rızık günüdür. Zira Allah Resulü (S.a.v ), “Pazartesi yolculuk ve ticaret günüdür.” “Ey Allah’ın Resulü, bu nasıl olur?” dediler. Buna cevaben “Çünkü o gün Şuayb Aleyhisselam, ticaret yapmak ve rızık kazanmak için yolculuk yapmıştır.” buyurdu. (İbn Mace) Böylece pazartesi, bizim için işe koyularak sünnete uymanın sevabını ve hayrını ummanın bir anı olamaz mı?

Pazartesi, kulların bağışlanma günüdür. Hz. Peygamber (S.a.v ), “Cennet kapıları, pazartesi ve perşembe günleri açılır. Ve Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan her kula (günahları) mağfiret edilir. Yalnız din kardeşi ile aralarında düşmanlık bulunan kimse müstesna! (Onlar hakkında) ‘Şu iki kişiye barışıncaya kadar mühlet verin!’ denilir.” (Müslim, Birr ve Sıla) buyurmuştur.

Amellerin arz günüdür. Allah Resulü (sas), “Ameller her pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz olunur. (Müslim, Birr ve Sıla) Amellerin arz günü hayırlı karşılığın alınacağı bir gün olması dilenebilir.

Pazartesi, Allah’ın dünyanın yaratılışında ağaçları yarattığı gündür. Pazartesi, aldığımız her nefeste payları olan yeşillikleri hatırlayıp Yaradan’a yeniden şükredeceğimiz bir pazartesi niye olmasın?

Pazartesi oruç günüdür. Hz. Âişe (r.anha), şöyle demiştir: “Rasû- lullah (S.a.v), pazartesi ve perşembe oruçlarını dört gözle beklerdi.” (Tirmizi, Savm) Efendimiz, başka bir sözlerinde, “İnsanların amelleri pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz olunur. Bu yüzden ben amelimin oruçlu olarak Allah’a arz olunmasını severim.” (Tirmizi, savm) buyurmuştur.

İLİM YOLUNDA HARİKA HÂFIZALAR

İLİM YOLUNDA HARİKA HÂFIZALAR


Hıfz ve hâfıza İslâmî ilimlerde, bilhassa hadîs ilminde en mühim özelliklerindendir. 

Kur’ân-ı Kerîm’i sekiz günde ezberlemiş olan İmam Zühri (rh): “Kalbime tevdî‘ ettiğim ilimlerden hiç birini unutmadım. Hiçbir sözü, bir âlimin ağzından dinledikten sonra, bir daha tekrarlatmış değilim. Ezberlediğim hadîslerden yalnız birisinde şübhe edecek oldum, onu da, râvîsine sordum, ezberlediğim nasıl ise öyle çıktı” demiştir.

Ahmed bin Hanbel Hazretleri; bir milyon, yanlış okumadınız (1.000.000) hadîsi ezberlemişti. Bu rakam olağanüstü bir rakamdır. Fikir vermesi için şöyle bir misâl verebiliriz. Bu gün en geniş hadîs koleksiyonu Kenzü’l-Ummâl’dir ve bu kitap 16 cilt olup içinde 46 bin hadîs vardır. 1 milyon hadîs bu ölçüye göre 320 cildin üzerinde bir rakamdır. Ortalama bu kadar cilt kitap üst üste konulduğunda üç katlı bir apartmanın boyu kadardır yani yaklaşık 10 metre yüksekliğindedir.

İmam Buhârî Hazretleri, 17 yaşındayken 70 bin hadîsi ezbere biliyordu. Daha sonraları 500 bin civarında hadîs ezberlemiştir.

Firuzâbâdî Hazretleri ki; meşhur Kāmûs-u Okyanus’un yazarıdır. Bu zâtın da hâfızası fevkalâde idi. Her gece 200 satır ezberlerdi. Kur’ân sayfalarıyla bu 15 sayfadan fazla olur. İmam Müslim’in Sahîh’ini bir haftada ezberlemişti.

İmam Fahreddîn-i Râzî kelâm ilmine dâir 12 bin varak yani 24 bin sayfa ezberlediğini ifade etmiştir.

Bedîüzzaman Hazretleri de, bir sayfayı bir kerre okumakla ezber edebiliyordu. Kur’ân’ı 15 günde ezberledi. Ayrıca 90 cild kitabı üç ayda ezberlemişti.